Konusu
: Lise müfredatının gençleri hayata hazırlamadaki etkinliği tartışma konusudur. Sizin fikriniz nedir?

Yazar Rumuzu: tilhah 1937
Eser Sıra Numarası: 120220eser01



                                        DÜŞÜNCELERİMİN UMUT TÜRKÜSÜ
  Ben bir öğrenciyim. Kendini tanıyan, fikirlerini ilmek ilmek zihnine dokuyan, kimine göre hayatının çok başında ve toy, kimine göre ise oyunu bırakın kendi akıl oyunlarını bile kaybedecek kadar yaşını almış bir öğrenci. Hayatını sabah 08.00 akşam 17.00 arasında yıllardır tanıdığı ama bir türlü dost olamadığı, güvenemediği ve ona cesaret sunamayan bir arkadaşına emanet etmiş lise öğrencisi. Aynı zamanda Güneş’in doğudan doğduğunu batıdan battığını bilecek kadar coğrafya, yaşadığımız gezegenin altın oran harikası olduğunu kavrayacak kadar matematik, vücudumun halinden anlayacak kadar biyoloji ve ruhumun özgürleşip dünyaya ait olmak istercesine çırpındığını fark edecek kadar iyi bir psikoloji bilgim var.
Hayatımızın ilk üç yılının plansız geçmesinin cezası olarak ömrümüzün sonuna kadar bizim için planlanmış sırat köprüsü misali ince plan üzerinde güçlükle yürüyerek yaşıyoruz. Kimimizin en ufak dikkatsizliği hayatımızı yaşayan ölü olarak sürdürmemize neden oluyor. Zihnimizin en verimli olduğu şu zamanlarda yaşadığımız bu hayatı mutlu ve kolay kılabilmek amaçlı düşünmekten ziyade, bir şeylerin altından nasıl kalkabileceğimizi düşünüyor,  kendimizi sorguluyoruz. Dünyayı yönetmeye karar verdiğimiz yaşlar kum tanesi gibi süzüldükçe, saatin üstündeki boşluk kalıyor geriye bize. Yaşlar büyüyor, şartlar büyüyor… Bu mücadelenin galibi olmak için elini ateşten çekmemen gerekiyor. Yandıkça elin, yüreğin yanıyor, zihnin yanıyor. Fikirlerin bir fidanken kül olup havaya savruluyor. Fikirlerin küçüldükçe de hükmedeceğin dünya büyüyor. Bir bakmışsın ki yapamayacağın hiçbir şey olmazken, özün çok bilinmeyenli bir denklem haline gelmiş. Küçülüyorsun genç arkadaşım, küçülüyoruz… Var olmak için geldiğimiz dünyada kayboluyoruz.
  Kanımızın deli gibi aktığı bu dönemlerde zihnimiz durduruluyor. Öyle bir sistem ki kendin hariç diğer bütün sorulara cevap veriyorsun sana verilen kırk beş dakikada. Bir konuda ilgimizin olmadığını fark etsek bile ‘Kime ne deriz şimdi ?’ sorusu bize adrenalin salgılatan. Süren bittiğinde çevrendekilere attığın korkak ve rekabet yanlışıyla dolu bakışların, vermen gereken onca hesap kalıyor sana. Ne yazık ki bu vicdan hesabı için basit bir makine geliştirememiş fizik. Günü zehir eden anın başlangıcıdır bu. Okulundan ayrılırken çiçek bahçelerinden değil eğitimcilerinin sana fark ettirmeye çalıştığı devasa yanlışlarını anlatan yoldan geçiyorsun. Eve gelip, yüzünü yıkayıp aynaya baktığında şişmiş ve morlaşmış torbalarının üstündeki gözlerin seni omuzlarına bakmaya sevk ediyor. Üçüncü gözün omuzlarındaki yükünün gökdelenlerden yüksek olduğunu fısıldıyor kulaklarına. Ve o omuzlar, ne olur ne olmaz kaygısıyla taşıdığımız en az on yıllık bir sebepten dolayı kamburlaşmış… Ne tesadüf ki on yıldır her birimizin en az bir kemik ve bel rahatsızlığı var. Başarı için, tam verim için sağlık gerek. !

Hayal ettiğimiz okulun, düşlediğimiz eğitimin temelini sağlamca attıkça zihnimizde düşünme yetimizi geri kazanıyoruz. Düşündükçe de fark ediyoruz yanlışları. Günün en verimli saatlerini yine okulda geçirsek diyoruz ama göstersek büyüklerimize gerçek ve meşhur ‘Hayat Okulu’ nu. Bitirince okulumuzu hayata hazır olsak, zihnimiz yeni doğmuş bir bebeğin kalbi kadar umut dolu olsa ve renkli düşünse… Bunun için sevmek gerekir her şeyi ve parçalamak… Parçalamak bir önyargıyı. Öğrencideki not kaygısını, öğretmendeki bilginin ulaşılmazlığı lüksünü, yöneticideki otoriter sertliği ve hatta çalışanda parçalamak gerek öğrencinin anlayışsız olduğu fikrini. Sonra da kazandırmak gerekir. Anlam kazandırmak gerek her şeyden evvel. Hayatına anlam kazandırmalı öğrenci, anlamını bulmalı ve yok ettiği korkusunun yerine cesaretini alarak çalışmalı tutunmak için başarılı olacağı hedefine. Öğretmen anlam kazandırmalı konusuna artık tam tersine anlaşılır olmayı hedeflemeli öğrencinin gözünde ve o da cesaret edinmeli ulaşmak için bilginin zirvesine. Yönetici anlam kazandırmalı, öğrencisini kucaklayıp barışmalı onunla, birileri şikâyet etmekten vazgeçmeli… Çalışanlar da anlam kazandırmalı, bakın o zaman mis gibi kokacak okullar, okulumuzda yediğimiz yemeği özleyeceğiz her akşam ve sabahları gülerek kalkacağız. Böyle bir durumda sisteme ne olacak biliyor musunuz? O da vazgeçecek inat etmekten. Yurdumun her yerinde genç öğretmenlerim nefesleriyle yoğuracak bizleri. Derslerde ulaşılmış ve merakla edinilmiş bilgilere yorum yapacağız. Teneffüslerde anlam kaygısının yerini alan kültürel sohbetlerde bulunacağız. Öğretmenimden çıkar sağlamayacağım o da benim düşüncelerimi daha net duyacak. Hayalime ulaştığım gün okulum arkamda, onun bana sunduğu nitelikler ise yanımda olacak çağlarca… Her şeyin insanda başladığı gibi her şey onunla anlam kazanıp sürecek, biz birbirimizi gerçekten düşündükçe.
Size uzak yıllar vaat etmiyorum. Sesimi duyurduğum, harflerime dokunan ve içinde kendinden bir şeyler bulan herkes düşünecek milyonlarca gencin zihninden geçenleri… Nihayet içimizdeki ateş bilgi dünyasına bir güneş olarak doğmaya gelecek. Ve bu güzel Türkiye’miz her gününe aydınlık türküleriyle girecek…
 İşte böyle olunca Üstadın dediği günler gelecek ve dahası yaşanacak…
‘ Merhaba gökyüzü, merhaba uçsuz bucaksız…
  Merhaba bulutlar, bulutlar, bulutlar…
  Hey canım gökyüzünde yıldızlar gurup gurup...
  Alnımızın üstünde kâinatın türküsü…
  Devr-i daim…
  Yaldızlı bir tülbent gibi Samanyolu…
  Yıldız türküleri, yıldızdan türküler…
  …
  Ve yıldızlar benek benek kuş gibi…
  Ve bir avuç inci savrulmuş gibi…’   
                                                              ( Attila İLHAN )