Konusu
: Lise müfredatının gençleri hayata hazırlamadaki etkinliği tartışma konusudur. Sizin fikriniz nedir?

Yazar Rumuzu: sevgi 1995
Eser Sıra Numarası: 120217eser01


                                                 BURASI TÜRKİYE!
Şu soruyu mutlaka gençlerden duymuşsunuzdur:
“Gün içinde pek çok derse girip çıkıyoruz. Peki, günlük hayatta bunlar ne işimize yarayacak?”
Her on gencin dokuzunun verdiği örnek ders fizik’tir. Aslında bu, sadece benim değil, herkesin kafasında bir soru işareti. Oturup da arkadaşlarınla, buranın şuraya göre momenti nedir gibi bir muhabbet asla geçmemiştir, geçmez de.

Hadi üniversiteye gittin. Farklı bir ortam, yeni arkadaşlar falan. Üniversiteye gelindiği zaman düşünceler de aynı oranda büyüdüğü için, yapılan konuşmalar genelde siyaset, edebiyat üzerine oluyor.
Oysa bunca eziyete ne gerek var?
Herkes Amerika’daki gibi yeteneklerine göre okullara gitse? Oyunculuksa oyunculuk, psikologsa psikolog…
Ama ülkeler arasında bir fark var. Burası Türkiye. Seçebileceğin tek bir şey var:
“Ya okuyacaksın, ya okuyacaksın”

Son sözü söyledi Türkiye. İtiraz hakkın yok, susacaksın. Paşa paşa okuyacaksın o beddua ettiğin dersleri. Fizik mi dersin, Tarih mi dersin, Matematik mi… Okumazsan sonuç ortada:
“Aç kalacaksın”
 Hal böyle olunca mutsuz insanlar giderek çoğalıyor ülkemizde. Niye? İçlerindeki yeteneği keşfettikleri halde birileri buna engel olduğu ve o yeteneği giderek köhneleştiği için! Ondan sonra Türkiye neden gelişmişlik düzeylerin en sonunda… 

Her şeyden önce:”-mış” gibi yapılmaktan vazgeçilmeli. Nasıl Amerika’nın kendine ait bir zihniyeti, bir sistemi varsa Türkiye’nin de olmalı. Bir şeyleri taklit edersek Türkiye’nin diğer ülkelerden ne farkı kalır?
Mesela Felsefe. Çoğu öğrencinin tiksintiyle baktığı bir ders olmasına rağmen aslında hayatın ta kendisidir. Ne kadar saat okutuluyor? Haftada bir saat. Bir büyük, çocuğuna sorsa:
“Oğlum, Felsefe dersinde neler gördünüz bugün?”
“Epistemoloji diye bir şey var. Onu gördük”
“Neymiş peki?”
“Bilgiyle ilgili bir dal sanırım”
                                                                                                                                
Sonuç ortada. Böyle cevap veren bir öğrenciye, felsefe okutuyoruz diyemezsin. Ama Türkiye’de deniyor, hem de hiçbir rahatsızlık duyulmadan. Aynı şekilde Fizik dersi haftada dört saat. Niye? YGS’de çıkacak, okutulması şart! Felsefe? Felsefenin kat sayısı çok yüksek değil. Çocuğun geleceği söz konusu burada.
Tabii bu sırada eğitim sistemi devamlı değişiyor. Öğrenciler dayak yemiş maymuna döndü. Önce ÖSS vardı. Sonra içlerine sinmedi. Ellerindeki sihirli değnekle bir anda kaldırdılar. Yerine YGS getirdiler. Bu da yetmedi. Bir alana bir bedava kampanyası yapar gibi, bir sınava girene bir sınav paketi daha eklediler: LYS
Yakında bunu da kaldırırlar. Her iki senede bir değişmesi şart ya! 

Böyle bir eğitim sistemi yakıştıramıyorum Türkiye’ye. Zaman bisikletine binip, pedalları geleceğe çevirme vakti geldi. İş ciddi. Bundan on sene sonra Türkiye’yi iyi hatırlanmasını istiyorsak birilerinin bir şeyler yapması gerekiyor.  

Bence, ortaokul sona kadar bütün dersler okutulmalı. O süre içersinde, okullara her ay bir doktor, mühendis gelmeli ve meslekleri hakkında ayrıntılı bilgi vermeli. Hangi derslere yeteneği olduğunu aşağı yukarı öğrenmiş olur öğrenciler. Sonra herkes bir kâğıda ilerde olmak istediği yazıp sadece o derslerin okutulduğu bir liseye, üniversiteye gitmeli.
Sen mutlu, ben mutlu hesabı. Çözüm bulundu. Şimdi iş kalıyor bunu uygulamaya. Şansa bakın ki, ÖSS’yi kaldıran sihirli değnek bozuluvermiş!

Bir okul var…
Yeşillikler içinde, cennet gibi. Kimse kimseye sataşmıyor. Herkes, dersine giriyor, çıkıyor. İnsanları saygılı, her konuda bilgisi olan temiz tipler. Onlarla bilgi alış verişi içinde olmak beni çok mutlu ediyor. Çünkü ait olduğum yerdeyim: Yazarlık Okulu.

Bir kere, gün içinde dört ders var. Dersler dokuzda başlıyor. İlk saat kitap okuma. Herkes aynı şeyi okuyor. İkinci derste kitap analizi yapıyoruz. Neler düşündüğümüzü özgürce söylüyoruz. Kimse kimsenin düşüncelerine karışmıyor. Sonraki bir buçuk saatimizde sadece yazı yazıyoruz. Hükümeti eleştirenler de oluyor, sevgiliyi söven de. Amaç hep aynı:

“Yazalım-tartışalım-doğruyu öğrenelim”

Derken… Türkiye’deki sistemin hiçbir şekilde böyle yürümediği gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarpıyor. Yanaklarım ıslak bir şekilde uyanıyorum rüyalarımdan, hayallerimden.
Bir fark var. Burası Türkiye!

Türkiye’de hayal okullara yer yok. Ülke değişiyor. Eğitim sisteminde sonuç hep aynı: Ya okuyacaksın ya okuyacaksın!




önceki eser / sonraki eser