Konusu
: Lise müfredatının gençleri hayata hazırlamadaki etkinliği tartışma konusudur. Sizin fikriniz nedir?

Yazar Rumuzu: nokta 2345
Eser Sıra Numarası: 120218eser06


                                      ÇOK GEÇ OLMADAN...
  Ülkemizde “Öğrenciyim!” dediğiniz zaman, çeşitli ayrıcalıklarla karşılaşırsınız. Belediye otobüslerinde indirimli seyahat edip, müzelere ücretsiz girersiniz. Bu ayrıcalıklara bakılınca “öğrencilik” keyifli görünüyor ve çok cazip bir anlam kazanıyor. Oysa öğrencilikte keyif var mı ya da kaldı mı?
Ülkemizde öğrenci olmak gerçekten zor, zahmetli ve yetenek isteyen bir iş haline geldi. Bizler ne yaşadığımızı anlayamadan sürüklenip gidiyoruz. Öğrenci olmayı bu kadar büyüten, zahmetli ve zor kılan bir sistem var karşımızda.
Yürürlükteki eğitim sistemi, öğrencinin farklı alanlarda yetenek kazanmasını hedefliyor ve bu hedefe ulaşmak için öğrencinin önüne on beş ayrı ders koyuyor. Derslerin içeriğini de öğrencinin hayatta karşılığını bulamadığı, gerekliliğini sorguladığı, o alandaki yeteneğine ne gibi bir katkı sağladığını kavrayamadığı konularla doldurup ayrıntılı bir biçimde müfredata koyuyor. Böylelikle hem öğretmenin hem öğrencinin işini zorlaştırıyor.
Birbirinin uzantısı olan dersleri, farklı dersler ve sınavlar olarak karşımıza çıkarıyor, dünyanın katmanlarını coğrafya dersinde değil de fizik dersinde öğretmeyi daha mantıklı buluyor. Disiplinler arasında ilgi kurmak yerine her disiplinin sınırını gün geçtikçe keskinleştiriyor. Öğrenciler, çevirilerle karşılarına çıkarılan ve anadilinin yapısına aykırı bir sürü terimle baş başa bırakılıyor. Sanatsal ve bedensel gelişimi rafa kaldırıp bu derslerin ders saatini azaltıyor ve sanat derslerini seçmeli hale getiriyor. Resmin inceliğinden ve yarattığı estetik bilinçten yoksun, müziğin ruh üzerindeki arındırıcılığından mahrum, sporun yaşam boyu oluşturacağı disiplinden uzak bireyler olarak üniversite hayaliyle yaşayan mimar, mühendis, doktor ve öğretmen adayları yetişiyor. Bilgiyle ağırlaşmış, kültürden uzak bir yığın genç!   
Öğrencileri “eleyerek” sisteme kazandıran, öğretmeni ve öğrenciyi zorunlu sınırlarla kuşatan, tek tip insan yetiştiren uygulamalar, eğitim hayatımızı içinden çıkılmaz bir çembere dönüştürüyor.
 Eğitim sisteminin parçaları olarak bizlere sunulanlar; kişisel ve sosyal gelişimimizi mi,  özgünlüğümüzü mü, özelliklerimizi keşfetmemizi mi, sorun çözme becerimizi mi, kendimizi ifade edebilme yeteneğimizi mi geliştiriyor? Seçenek görmeden seçim yapamayan, kendi seçeneklerini yaratamayan, yaratıcılıktan uzak, hayat karşısında çaresiz bırakılmış bir nesil olarak neye hizmet etmemiz bekleniyor? Üniversite sınavını kazanamayan bir gencin elinde, lise eğitiminin kazandırdığı nasıl bir birikim kalıyor? Bu birikim ona hayatta ne gibi kapılar açıyor?
Sürekli değişen; değiştikçe karmaşıklaşan; öğrencileri deneğe dönüştüren; getirdiği farklı sistemlerle birbirine yabancı bireyler yetiştiren, işlevsel olmayan ve gerekliği tartışılan bu uygulamalar, “alanlarında uzman eğitimciler” tarafından masaya yatırılmalı ve “gerçekçi” bir yaklaşımla sadeleştirilmeli, yeniden yapılandırılmalı. Ya da tek bir kalıba sokularak körelen beyinlerle karanlık bir boşluğa doğru yol alınmalı. Çok geç olmadan doğru bir tercih yapılmalı!