Konusu
: Lise müfredatının gençleri hayata hazırlamadaki etkinliği tartışma konusudur. Sizin fikriniz nedir?

Yazar Rumuzu: kırmızı 6796
Eser Sıra Numarası: 120220eser05



AMAÇ ÖĞRETMEK Mİ, YARIŞTIRMAK MI?
“Eğitim, okul bittikten sonra öğrencinin unuttukları arasında kalanlardır sadece.” Dünyanın en zeki insanlarından biri olarak bilinen, Albert Einstein söylemiş bu sözü. Katılıp ya da katılmamak bizim elimizde elbette. Ama bu şöyle bir soru uyandırıyor bende; öğrendiklerimiz uçup gittiği sürece onları öğrenmek ne kadar faydalı olabilir ki?
Öğrenim hayatı her öğrenci için zorlu bir süreç. Beraberinde gelen sınavlar ise bunu kolaylaştırmıyor elbette. En çok sınavla - hem de en önemlileriyle - karşılaştığımız dönem de lise. Günümüzde liselerde öğretilenler sadece o meşhur, üniversiteye giriş sınavına odaklı olmaya başladı ne yazık ki. Herkesin dilinde hayatlarının “üç saatlik bir sınava” bağlı olduğu dolanıyor. Bu da öğrencilere verilen eğitimi etkiliyor; öğrenciler hayatın karşılarına çıkaracağı sınavlar için değil de sadece o üç saatte bir şeyler yapabilmek için hazırlanıyorlar… Öğrenim hayatları boyunca verilen bilgilerin çoğu sınav odaklı olduğu için öğrencinin bir işine yaramıyor ve uçup gidiyor, geriye sadece onca zaman kaybının izleri kalıyor. Bilginin gereksizi olmaz belki de, ama öğrencinin bir sınavdansa ileride sahip olmak istediği mesleğe uygun öğrenim görmesi çok daha fazla kazanç sağlamaz mı sizce de?  Bu ne öğretmenin ne de öğrencinin suçu, eğitim sisteminin elinde herkesin kaderi. Böylesi büyük bir sorumluluk üstlenen eğitim sisteminin geliştirilmesi için yeterince emek veriliyor mu peki?
Ne kadar emek verildiği tartışılır; ama sonuca bakıldığında karşımıza sürekli değişen ama gelişemeyen bir eğitim sistemi çıktığı kesin. Tek etkisi denek haline gelen öğrenciler, olan yine öğrencilere oluyor yani. Değişime ayak uyduran öğrenciler aksayarak da olsa devam ediyorlar bir şekilde, geri de kalanlarsa öylece kalıyorlar sadece. Değişen eğitim sistemi sadece öğrencinin değil, velinin de hırslanmasına yol açıyor. Bu hırs da öğrenci üstünde bir baskı yaratıyor. Bu baskı altında yetişen öğrenci yıllarca çalışmasına rağmen sınavda ondan beklenen puanı alamadığında kendini başarısız hissedip her şeyden vazgeçmeye kalkıyor. Haksız da değil aslında, herkes ona başarısız gözüyle bakarken başka nasıl hissetsin kendini?
Sınavlar sadece öğrencilerin uçup giden bilgi görmesine değil, bunun sonucunda yanlış yönlendirilmelerine de yol açıyorlar. Kaç kişi vardır kim bilir şuan hedefine lisedeki müfredatının yetersiz ve amaca uygun olmayışından dolayı ulaşamayan… Makine mühendisliğinin hayalini kurarken bir iki matematik sınavından düşük not almanın ve bunun hevesinizi kaçırması sonucu hiç istemediğiniz bir bölümde okumanın nasıl bir duygu olacağını düşünsenize...
Liselerde hayata değil sınava hazırlayan bir eğitim veriliyor, sınav sonrasında da öğrenci bu ezberci sistemden cebinde kalan kırıntılarla yaşama devam etmekte güçlük çekiyor. Hayatta da bir yarış içerisindeyiz çoğu zaman, evet; ama bu yarışta kazanmak da var kaybetmek de, bu unutuluyor galiba. Yarışı kazanmak önemli olabilir ama daha da önemlisi, düştükten sonra aynı hızda, hatta daha iyi bir şekilde ayağa kalkıp devam etmek. İşte, bize de tekrar kalkabilmek öğretilmeli liselerde.