Konusu
: Lise müfredatının gençleri hayata hazırlamadaki etkinliği tartışma konusudur. Sizin fikriniz nedir?

Yazar Rumuzu: denizyıldızı 2595
Eser Sıra Numarası: 120223eser02



                   HAYATA HAZIR MIYIM
  Biz yaşlarda çocukları olan aileler ve arkadaşlarımız arasında konuşulanlara şöyle bir kulak kabarttığımızda   en çok sözü edilen konunun  eğitim-öğretim sistemindeki aksaklıklar ve müfredatın yoğunluğu ile ilgili olduğunu duymaktayız.Peki bu kadar konuşulan ve biz gençleri,ailelerimizi yakından ilgilendiren eğitim sistemi,müfredat programları bizleri ne kadar hayata hazırlıyor ,eğitimde belirlenen hedeflere ne kadar ulaşılıyor?Tüm bu sorular öğrencilerin,ailelerin ve öğretmenlerin kafasını karıştırmakta ve onları ister istemez telaşlandırmaktadır.
Ben 10.sınıfta okuyorum ve üç yıldır bu  müfredatın içerisindeyim. Aslında benim gibi binlerce öğrenci bu sistemin içerisinde eğitim görmektedir.Peki ben kendimi tam olarak hayata hazır hissediyor muyum ? Hayatın güçlüklerine göğüs gerebilecek kadar güçlü,tecrübeli   miyim? Aslında bu soruların yanıtlarını ben de tam olarak bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki bu sorunun cevabı ’Evet , hem de çok’ değil. Niye mi? Teorik bilgi yönünden eksik olmasak da pratikte yetersiziz. Araştırma konusunda da henüz yeterli beceriye sahip değiliz.Şimdiye kadar her şey önümüze hazır  geldiğinden, öğrenci olarak birçoğumuza araştırmak  zor geliyor.Peki yeterince gözlem yapabiliyor muyuz?  Örneğin okulun laboratuarlarına ne kadar sıklıkla gidiyor, laboratuarlardan ne kadar yararlanabiliyoruz? Bu sorunun cevabı genellikle ‘Maalesef yılda birkaç kez gidiyoruz ve çok yararlanamıyoruz’ olur. Peki bu tembellik niye? O da sistemin bize kazandırdığı monotonluk tıpkı bir robot gibi… Okula git, yok oradan dershaneye git ve bir de otur akşam deli gibi test çöz ,ders çalış. Sizce hayat sadece bunlardan mı ibaret? Başarı, bilgi sadece oturup masa başında,saatlerce,dört duvar arasında ders çalışarak mı elde edilir? Hiç sanmıyorum. Bunları söylüyorum ama değişmeyen bir gerçek var ki o da büyük bir yarışın içerisinde olmamızdır.Gün geçtikçe de bu yarış büyümekte ve biz de bu yarışın içerisinde hayatımızın en güzel yıllarını kaybetmekteyiz. Biz gençler,bu kadar bilgi ediniyor,sayısız sınavlara giriyoruz.Peki bu bilgilerin ne kadarını günlük hayatta kullanabiliyor,ne kadarını uygulayabiliyoruz? Acaba fazlasıyla mı bilgiyle donatılıyoruz? Aslında yeteneklerimiz ,isteklerimiz doğrultusunda eğitilsek yani ileriki hayatımızda hangi mesleği  düşünüyorsak,onun gerektirdiği bilgileri layıkıyla öğrensek,ilgi alanımız dışındaki bilgilerimizi,hayatımızda gerekebileceği kadarını bilsek, bence o zaman birçok genç insan hedefine  daha rahat ulaşır, çok daha mutlu olur ve daha nitelikli bir toplum oluşur..Ne olmak istediğini bilen, mesleğini severek yapan başarılı gençlerden oluşan bir ülkede yaşarız.
Bir de sistemin neredeyse her yıl değişmesi,yenilenmesi var.Niye köklü bir sistem ortaya konulup,yıllar yılı o sistem uygulanmıyor? Bence böylesi öğrenciler için de öğretmenler için de en iyisi olur.
Sosyal aktiviteler konusuna gelince, şu sorular akıllara geliyor: Spor veya sanatla ilgilenen ne kadar kişiyiz? Bu sorunun cevabı az çok tahmin ediliyor. Belki birçoğumuz farkında değiliz ama bu etkinlikler de eğitiyor bizleri, hem fiziksel hem düşünce olarak. Ulu Önderimizin de dediği gibi ‘Sanatsız kalan toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’ Ne kadar da doğru bir söz değil mi? Peki niye o zaman hala bu monotonluk, üzerimizdeki bu ölü toprak? Merak ettiğim bir şey var ki o da insanlar yılda kaç kez sinemaya, tiyatroya gidiyorlar veya yılda bir kez de olsa bir sanat etkinliğine katılıyorlar ? Hiç sanmıyorum ,varsa bile çok azdır, diye düşünüyorum. Çünkü öğrenciler bu sistemin gereksiz bilgi yükünden,girdikleri ve girecekleri sınavlardan o kadar yoğunlar ki ,bırakın bir sanat dalı veya sporla ilgilenmeyi dışarı bile doğru düzgün çıkamıyorlar.Hayatımız hep dört duvar arasında…Kaçımız hafta sonu güneşli bir havada dışarı çıkıp, temiz havayı içimize çekip , kuş cıvıltılarının  ,doğanın bizi mutlu etmesine izin veriyor? Parmakla sayılacak kadar azdır bunu yapan.Spor  yapmak için tüm öğrencilerin bütcesi yeterli olmayabilir. Spor salonlarının, yüzme, basketbol vs öğrencilere ücretsiz olmasının gerekliliğine inanıyorum. Sporun  sağlığımıza,hayata güvenli, sağlam ve cesaret ile bakmamıza,  gelişimimize inanılmaz olumlu etkilerinin olduğunu düşünüyorum .Gelişmemizdeki en önemli etkenlerden biri de kitaplardır. Peki  ortaöğretim gençliğinde  kitap okuma  sayısı yüzde kaçlardadır? Umuyorum ki bu  sayısı yüksektir. Çünkü kitaplar da dinlenmenin, kendini geliştirmenin  en etkili araçlarından biridir. Gezmeye imkanımız olmasa bile ,bizlere  harika diyarları gezdirebilecek cömert bir dosttur. Hem de koşulsuz, şartsız…
Bu kadar sanat, kitap, spor, sinema, tiyatro dedim de bunların hepsini aynı ay içerisinde yapabilen var mı acaba , özellikle okulun  açık olduğu zamanda? Yoktur, çünkü vakit yok. Ders ders ders… Öğrenciye fazlasıyla yükleniliyor ve haklı olarak da öğrencinin başka bir etkinlikle uğraşmaya mecali kalmıyor.Özetle lise müfredatının kötü bir yanı yaratıcılığı, üretme gücünü öldürmesi ve gelişme çağındaki biz gençlerin kendine zaman ayıramamasıdır. Hiç mi iyi yönleri yok diye soracaksınız bu sistemin. Tabi ki  var. Diğer ülkelere oranla bilgi eksiğimizin-özellikle teorik olarak- olduğunu düşünmüyorum. Eskiye oranla daha donanımlı, daha nitelikliyiz. Düşüncelerimiz,zihniyetimiz eskisinden çok farklı.İnsanlar hayata karşı şimdi daha bir bilinçli davranıyor.
Yazımın başında sormuştum kendi kendime ‘ Ben kendimi hayata hazır hissediyor muyum, hayatın zorluklarına karşı göğüs gerebilecek miyim ‘diye . Aslında yanıtım tam olarak şu: ‘Eğer bu sistemin bazı eksiklikleri giderilir, yanlışları düzeltilirse ve ben de kendime daha fazla zaman ayırarak bir şeyler katabilirsem, evet ben bu hayatın güçlüklerine de süprizlerine de hazırım .