Konusu
: Lise müfredatının gençleri hayata hazırlamadaki etkinliği tartışma konusudur. Sizin fikriniz nedir?


Yazar Rumuzu: bilgin 1616
Eser Sıra Numarası: 120215eser01           

                                                                MÜFREDATA  DAİR
Açıkçası bu yazıyı sabah serviste düşündüm, Pazartesi sabahı, yağmur yağıyor, okula gitmeye hiç gönüllü değilim. Yazdım…
Bu gün ne öğreneceğim? Öğrendiklerim beni ne kadar ilgilendirecek?  Öğrendiklerimin bana faydalı olacağına nasıl karar veriyorlar?  Ne için öğreniyorum? Öğrendiklerim kendime hakim olmamı, mutlu olmamı sağlayacak mı? Eğitim bunları mı amaçlar?
Bu ara Nietztche okuyorum anladığım kadarıyla  eğitimin insanı pek de mutlu kılmadığını anlatıyor. Mutlu olmayacaksam neden  eğitim alıyorum? Yani bana öğretilenler beni gerçek hayata hazırlıyor mu? "Gerçek hayat" insanın yaşadığı süre boyunca ayakta kalabildiği ve çökmediği anlardır bence... İnsanı ayakta tutabilen güçlü ve farklı kılabilen de en başından beri "bilgi" olmuştur. Hayatta öğrendiğimiz her şey bilgidir ancak teoride kaldığı sürece gereksizdir. Bilgiyi uygulanabilir kılan ise okul olmalıdır.
Genelde eğilimlerimiz doğrultusunda bilgi sahibi oluyoruz.“Bilgi sahibi olacak kişi" yani insan; düşünce yapısı çok yönlü ve eğilimleri olan canlılardır. Eğilim bir kişinin ilgilendiği konular ve konuların çeşit bütünlüğüdür.  İyi olduğu alanları, refleksleşmiş alanları, kendinden uzak tuttuğu öğrenmeyi kabul etmediği ve kötü olduğu alanları vardır insanın. O bilgiyi seçer ve kendisine yarayacak olanları kullanır arasından, onları kendine yakıştırır ve üstüne giyer.
"Bilgi"yi verme yolu, verilen "bilgi" eğilimlere göre olmalıdır, çünkü doğal olan budur.   Bu durumda herkese göre bir müfredat nasıl oluşturulabilir?
Bir hikâyede okumuştum, bir gün ormandaki hayvanlar bir okul kurmak istemişler. Müfredatı oluştururken, balık yüzme dersini, kuş uçma dersini ve diğerleri de kendi eğilimlerini ders olarak koydurmuşlar. Yılan balığı ise belirgin hiçbir eğilimi olmadığı müfredata karışmamış. Dersler başlamış, ancak bir süre sonra fark edilmiş ki balık uçma dersiyle başını belaya soktuğu için en iyi bildiği şeyi yüzmeyi aksatmaya başlamış. Kuş yüzmeyi, sürünmeyi, tırmanmayı öğrenmeye çalışırken uçma dersinden başarısız olmuş, yani tüm öğrenciler yetenekleri olmayan alanlarda başarılı olmak için çabalarken, asıl yeteneklerini köreltmeye başlamışlar. Yıl sonunda, bir tek yılanbalığı orta karar bir başarıyı yakalamış. Sanırım sistem böyle sürmüş gitmiş.      
                
Aslında bu müfredatın birbirinin aynı, her şeyden az biraz anlayan insan topluluğu yetiştirdiğini, yaşamda yapabileceklerini kısıtladığını anlamışlar mı? Bilinmez… Mesele de burada sanırım. Diyelim ki anladılar, yeni müfredat nasıl olacak? Neleri koymalılar ki bu sorun çözülsün. Sanırım dünyamızda ki ülkelerinde sorunu bu. Bu kadar hızla değişen, gelişen dünyada sürekli yenilenen çağın gereklerine uyacak bir müfredat oluşturmanın çok zor olduğunu biliyorum. Çünkü bu konuda düşünüp yazarken artık klasikleşen bir yönteme de başvurdum, google’da “Müfredat nasıl olmalı?” sorusunu sordum. 
Sonuç; bu işle uğraşanların işi cidden zor. Google’da ”Öğrenme sistemi nasıl olmalı? Fen dersleri nasıl öğretilir? Hibrit öğrenme, matematiği müfredat programına nasıl uygularız?” gibi yüzlerce soru, çalışma ile karşılaştım…Eğitim sistemi nedenler yerine sonuçlarla ilgilenmemeli. “Neden ?” Bence çok önemli bir soru… Herkesin bu soruya verdiği cevap ve vardığı sonuç farklıdır. İşte eğitim sistemi bunu sağlayabilmeli… Her öğrenciye aynı sonuçların öğretildiği bir sistemde herkesin bilgi düzeyi olabildiğine ve alabildiğine yakınlaşır ve dünyada insanlar robotlaşır.  
Başta da değindim gibi bilgi,  teori de kaldığı sürece gereksizdir. Pratiğe dökülemeyecek boş  bilgilerle zihin bulandırılmamalıdır.